Yazı büyüklüğünü değiştirmek için  + + + + +

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Piri reis ve tersaneye devam


Fazladan bir gün daha bulunca Piri Reis Müzesini bir kez daha gezip 3-4 foto daha ekledim.



İkinci fotograf müzenin yani sarnıç rasathanenin içinden tersanenin görünüşü.




Üçüncü fotograf sarnıcın kubbesini gösteriyor. Kötü bir teknikle sonradan kapatılan gözlem deliği belli oluyor.




Dördüncü fotograf ise Amiral , Bilgin, Denizcilerin Piri , Piri Reisin Temsili bir resmi..


Bu rapora gelen yorumlardan anladığım kadarı ile tersane havuzundan suların nasıl boşaltıldığı çok anlaşılmıyor. Bana müze görevlisinin açıklaması ''döner çıkrıklarla'' şeklinde idi.

Yani gözümde canlanan insan veya hayvan gücü ile döndürülen suyu havuzdan alıp denize akıtan oluklara boşaltan dolaplardı.

Hani nehir kenarlarına konulan ve tarlaları sulayan ve inim inim inleyen dönme dolaplar varya..

Hani Yunus demiş ya

Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş çalap
Derdim vardım inilerim

Bu vesile ile edebiyat öğretmenimiz Nuran Tunca Dinlersözü rahmetle anıyorum ruhu şad olsun.


Posted by Picasa

26 Mayıs 2009 Salı

Çanakkale - Gelibolu rotası


Çanakkale boğazının yaklaşık toplam uzunluğu 30 mil civarında İstanbul Boğazının iki katına yakın. Dün Çanakkaleye kadar olan kısmını geçmiştik. Bugün de Geliboluya kadar olan bölümünü tamamladık ve Çanakkaleyi biraz zor da olsa geçmiş olduk.

Çanakkale limandan saat 10 da çıktıktan sonra önce polise ve askeriyeye ait bölgeleri yaklaşmak yasak olduğu için biraz açıktan geçerek Mayra fenerini sancakta bırakıp anadolu yakasından Rumeli yakasına geçtik.

Yolun geri kalan kısmınıda haritadaki 30 m çizgisini takip ederek kıyıya yakın bir şekilde tamamladık.

Geliboluya 8 mil kala Cumali limanına yaklaşırken Poyraz bizi biraz tokatladı yaklaşık 2 saat sancak omuzluktan dalga ve rüzgar alıp baş vurarak devam etmek durumunda kaldık.

Sonuç olarak saat 2:45 de balıkcı barınağına girmeyi ve kıçtan demir baştan kara bağlanmayı başardık.

21 mil yolu 4 saat 45 dakikada tamamlayabildik.

Posted by Picasa

Çanakkaleden çıkış ve Gelibolu yolu


Dün çok yol yapıp çok yorulduğumuz için bu sabah biraz tembellik edip uyuduk. Kalktıktan sonra marinanın kafesinde rahat rahat kahvaltı yaparken eksik raporlarımı tamamlayıp internete yerleştirdim.

Sonra iki çanta daha yani 20 litre mazot alıp eksiğimizi tamamladık. Marinada kırsal mazot yokmuş mecburen Eurodiesel aldık. İnşallah lüks mazot bizim Yanmara allarji yapmaz.

Saat tam 10 da ayrıldığımızda ardımızda kalan çanakkale böyle gözüküyordu. Boğazın karşısına geçip kıyı seyri yapmaya başlayınca iskeledeki kamışa bir sahte takıp sirtiye başladım.
En az 5-6 kere sirtiye takılan iri yosun parçaları ile boş yere heyecan yapıp
hava da biraz sertleyince takımı topladım. Sonuç bugün yine balıksızız.


Esas önemli olay yolda poyrazın giderek sertleşmesi ve Geliboluya geldiğimizde hepimizin yayık ayranı durumunda olmamızdı. Meğer buranın adeti buymuş ve bizim gibi küçük tekneler Gelibolu Cumalimanı arasını gece hava kalınca geçmeyi tercih ederlermiş. Oysa meteoroloji bugünkü poyrazı 3-4 bufor arası demişti bence bu tatlı sert bir 5 oldu.

Tekne başvururken bir fotograf koydum ama durumu tam ifade edemiyor. Video da çektim eğer becerebilirsem yarın onu küçültüp koyacağım. O zaman anlatmak istediğim daha rahat anlaşılacak.


Maya bu durumlarda gidip kamara da yatıyor ve pek aldırmıyor. Oysa Miço sanki korkuyor gibi ne yapacağını bilemiyor. Yatsınmı kalksınmı şaşırıyor rahat yürüyemiyor, oturamıyor.


Bu sefer bana geldi ve kucağıma almamı istedi. Bende korkuyor diye kırmadım onu yaklaşık 15-20 dakika kaptan köşkünde seyahat etti.


Allahtan mürettebatı deniz tutmuyor yoksa halimiz nicolurdu.

Posted by Picasa

Gelibolu Antik tersane/liman ve Piri Reis müzesi


Gelibolu balıkcı barınağına bağlanır bağlanmaz balıkcı barınağının arkasından geçen yolun altından doğru içeri giden 5 m eninde ancak kamarası olmayan teknelerin girebileceği yükseklikte bir kanal gördük. Dışarı çıkınca ilk işim yolun arkasına geçip o kanalın nereye gittiğine bakmak oldu.



Arkada inanılmaz güzellikte , yüksek duvarlarla çevrili bir iç havuz şeklinde bir ikinci barınak vardı ve küçük kayıklar buraya bağlamışlardı. Bir çok fotografını çektim. Hemen yanındaki piri reis müzesi görevlisi ile konuşup bu çok ilginç yapının tarihini ve ne olduğunu öğrendim.



Osmanlının başkenti Edirne iken ve henüz İstanbul fethedilmemişken Geliboluya Osmanlının ilk tersanesi ve kalesi inşa edilmiş . Osmanlının ilk donanması 1394 yılında bu havuz tersanede ve çok ilginç bir yöntemle yapılmış.


Gördüğünüz havuzun dibi taşlarla kaplı. O zamanlar su seviyesine kadar kanal kapatılır içindeki su çıkrıklarla boşaltılır ve boş havuzun içinde bildiğimiz ince uzun yapılı ve hızlı osmanlı çektirmeleri, tirhandilleri 2'şer 3'er yapılır kalafatlanır ziftlenir ve sonra havuz kapakları açılarak tekneler oldukları yerde yüzdürülür ve dış limana alınarak kamara ve üst donanımları dışarıda yapılırmış.



Kanalın üstünden gelip geçenler içinse gerektiğinde kaldırılabilen ahşap bir köprü varmış. Şimdi o köprü yok. Yerine beton bir köprü üstüne asfalt ve işlek bir yol yapılmış. O sebeple yüksekce tekneler içeriye giremiyorlar.



Yandaki fotografta gözüken kale ise donanmanın ve ticari gemilerin su ikmali yaptığı eski bir sarnıç aslında.



1465 veya 70 de Gelibolu da doğan hacı Piri Mehmetin oğlu olan ve asıl ismi Muhittin Piri olan Büyük Osmanlı Amirali ve Bilim insanı Piri Reis, Her iki Haritasını da burada çizmiş ve Kitab Ül Bahriye'yi burada yazmış.

Sarnıcın üstü şimdi kapatılmış ama Piri Reis zamanında 1.5 m çapında bir delik varmış. Geceleri bu delikten yıldızların görüntüsü sarnıç havuzunun üstüne yansır ve bu yansıma üzerinde rasat çalışmaları yapılırmış.

Şimdi Bahçeşehir Üniversitesinin destekleri ile bu Sarnıç ve Rasathane binası Piri Reis Müzesi haline dönüştürülmüş. Geliboluya yolunuz düşerse mutlaka görünüz.

Yarın erkenden Şarköy istikametinde 24 mil yolumuz var. Tabi halen esmekte olan Poyraz müsade ederse.. .




Posted by Picasa

25 Mayıs Pazartesi- Çanakkale içinde aynalı çarşı


Teknede sebze , salata malzemesi ve meyve namına hiç bir şey kalmamış ayrıca içme suyumuz da azalmıştı.


Ayvalıktan bu yana ilk kez marinanın duşunda yıkanmanın tadını çıkartıp ve biraz dinlenip 8 saatlik yolun yorgunluğunu attıktan sonra köpeklerin tasmalarını takıp Çanakkaleyi gezmeye ve kumanya ikmali yapmaya çıktık.


Kısa bir gezintiden sonra yine karar verdik ki eğer Sinop olmasa idi biz mutlu mesut bir şekilde Çanakkalede de yaşayabilirdik. Küçük mütevazi, eski değerlerini kısmen de olsa korumayı başarabilmiş, insanı esnafı medeni ve kendi halinde pırıl pırıl bir kent.


İki tanecik fotograf ekliyorum. Çok güzel bir yapı olan saat kulesi ve tabiki Aynalı Çarşı'nın giriş kapısı. İçi biraz Mısır çarşısını andırıyor. . Muhtemelen eskiye sadık kalınarak çarşı tamamen renove edilmiş. Ama içindeki dükkanlarda hediyelik turistik eşyadan başka bir şey yok. Kesme taşlarla yapılmış yapının ahşap tavanını ahşap kiriş ve döşekler taşıyor.
Posted by Picasa