Yazı büyüklüğünü değiştirmek için  + + + + +

7 Temmuz 2009 Salı

Adabaşına kadar 6 mil


Rast'ın Aklimana bağlanıp, seyahati bitirme kararı verip, evimize arka kapıdan girmemizden 3 gün sonra hala Rast'ın iskelesi ve tonozu yapılamadı.

Bende bugün Tersanede kahvede balıkcılık kooperatifi başkanı Artist Refik ağabeyi bulup barınakta geçici de olsa bir bağlama yeri bulması için yardım isteyince bana kendi teknesinin yanında bir yer buldu. Daha doğrusu kendi küçük kayığını büyük teknesinin arkasına aldırdı ve bize onun yerini gösterdi. Teşekkürler Refik abi.

Bunun üzerine biz de Sarıkadirin İsmail ile beraber hemen Aklimana gidip Rast'ı aldık ve son 12 mili ne yazık ki Ayşe'siz ve mürettebatsız tamamlayıp Tekneyi kendi bağlama limanına getirdik.

Hem alışkanlıktan hem de raporlama ihtiyacı ile bu son 12 mili de fotografladım. Geçtiğimiz 750 mil yolu görüntüleyip bizim kendi yarımadamızı , yarımadamızın başındaki adabaşını ve limanımızı görüntülememek, yazmamak olmazdı.

İlk fotograf Aklimandan çıktıktan 10 dakika sonra çekildi. Doğuya doğru uzanan Sinop yarımadası görülüyor. Şehir merkezi yarımadanın berzahında kurulu.

İkinci ve üçüncü fotograflar ise yarımadanın en uç noktasını (boz burun) uzaktan ve yakından gösteriyor. Sinopluların arasında bu bölgenin adı adabaşıdır ve denize dimdik inen yüksek kayalıklardan oluşan ve kuzey - güney istikametinde yaklaşık 1.5 mil devam eden balık açısından verimli derin bir bölgedir. Bu burunda hem sis düdüğü hem de boz burun feneri kayalıkların en tepesinde kuruludur.

Adabaşının önemli unsurlarından biri de çevresinde yoğun akıntıların olduğu ve kuşlardan başka kimsenin barınmadığı yaklaşık 70-80 m çapında 20-25 m yüksekliğinde Gazibey (adası) taşıdır.

Son görüntü ise adabaşı batıya doğru dönülmüş ve Gazibey taşı yarım mil geride kalmış durumda iken çekilmiş bir fotograf.
Posted by Picasa

4 Temmuz 2009 Cumartesi

İstemeden yazılan bölüm


Bu sabah rahat rahat uyuduk. Saat 8:00 olmuştu çoktan uyandığımızda. Topu topu 12 mil yolumuz kalmıştı önümüzde. Aslında eve gelmiş bahçeye girmiştik ama arka kapının önünde bekliyor gibiydik. Tek yapmamız gereken evin arkasından önüne dolaşıp ön kapıdan içeri girmekti.

Ancak limandan gelen haberler iyi değildi. Balıkcı barınağında Rast için bundan 2 ay önce siparişini verdiğimiz iskele ve bağlama yeri hala bitmemişti. İskeleyi yapan usta 2 gün daha zaman istiyordu. Limana girersek Rast'ı bir başka teknenin yerine ya da üstüne bağlamak zorunda kalacaktık.

İşte bu yüzden bu yolculuğu Aklimanda tamamlayıp eve arka kapıdan girmeye karar verdik. Rast'ı ön limanda tekneleri ile karşılama hazırlığı yapan arkadaşlardan özür diliyoruz. Böylesi daha iyi oldu.

Sarı kadirin Şükrüye ait Aklimandaki iskele ve tonoz ise son derece rahat ve güvenli idi. Şükrünün teknesi ön limanda olduğu için bu iskele yaz boyu boştu ve rahatca kullanabilirdik.

Ağır aksak, biraz durgun, biraz hüzünlü , teknedeki eşyalarımızdan eve gidecekleri toparladık sevgili Rast'ın içini dışını temizledik. Tentelerini indirdik. Tonoz halatını ve baş iplerini sıkıladık iyice emniyete aldık. Şalter ve vanaları kapattık. Rast'ı orada Aklimanda kalan arkadaşlara emanet ettik. Arabamızı arkadaşlar getirdiler yükledik ve 20 km uzaklıktaki köyümüzün yolunu tuttuk.

Bu bölümü köyden yazıyorum. İstenmeden yazılan bir bölüm ama son bölüm değil. 2-3 gün daha yazıp kendimce eksik olan bazı bilgileri tamamlayacağım. İstatistiki bilgileri verip enteresan bazı olayları anlatacağım. Vakitsizlikten yanıtlayamadığım bazı sorular var onları yanıtlayacağım

Ve sonra bir sonraki projeye kadar başka işler çoğunlukla çiftcilik ve balık tutma ile ilgileneceğiz.

Daha sonra kimbilir ???

Rast ile başladık belki Nihavent ile devam ederiz sonra belki Saba gelir belki Neva..

Sadece Rast'ın İzmir-Sinop yolunun hikayesi bitti..

Hayat devam ediyor..


Posted by Picasa

Atlanılan ''Nasıl Yani'' hikayesi

Şimdi yandaki fotografa bakıp buda ne diyeceksiniz. Ben hikayeyi anlatınca tekrar inceleyip o zaman görmeniz gereken şeyi göreceksiniz.

Hatırlarsınız Karadeniz seyahatine yeni başlamış ikinci etapta Poyraz limanından Ağvaya gelmiştik ve yolda yaşadığımız önemli bir olaydan bahsedip daha sonra yazacağımı söylemiştim. Şimdi onu yazıyorum. Yazmasam olmazdı. Çünkü unutmak istemediğim kadar ilginç bir olay.

Şile limanından Ağva hedefli olarak çıkmış ve yaklaşık 4 mil kadar bir yol almıştık. Burundan buruna seyir yaptığımız için arkasında büyükce bir koy ve geniş bir kumsal olan bir burunu yarım mil açıktan dönerken bizden yaklaşık 2 mil açıkta yelkenli bir tekneye benzeyen bir yapı dikkatimizi çekti. Yüzer bir platform üzerinde dikili çok yüksek iki direk ve aralarında ortasında siyah bir daire olan yelken benzeri bir şey vardı. Ayşe bana fikrimi sorunca doğal gaz arama çalışmaları ile ilgili bir şey olabileceğini söyledim.

Tam biz bunları konuşurken önünden geçmekte olduğumuz koyun içinden daha önce görmediğimiz siyah bir zodiac çıktı ve inanılmaz hızlı bir şekilde dalgaların üstünden zıplaya zıplaya tam üstümüze doğru gelmeye başladı. 15-20 saniye sonra içinde kısa saçlı esmer ve siyah tişörtlü 4 adam olduğunu gördük. Ayşeyi bilmem ama ben hafiften tırsıp biraz yol verdim. Aklıma somalili korsanlar geldi. Çevrede ne bir yerleşim yeri vardı ne de başka bir tekne. Denizde yapayanlızdık. Biraz daha yaklaştılar ve elleri ile dur işareti yapmaya başladılar. Ben se anlamamış gibi onlara el sallayıpo hissettirmeden biraz daha yol verdim. Ama o tekneden kaçmamız imkansızdı. Kısa sürede yanımızda bittiler. Bir tanesinin elinde tabanca gibi bir şey vardı. Dur diye bağırdılar ve çaresiz rölantiye ve boşa alıp ağırladım ve o anda silaha benzettiğim şeyin bir telsiz olduğunu anladım çünkü adam kulağına götürdü ve konuşmaya başladı.

Yanımıza yanaştılar ve ''siz ne yapıyorsunuz yasak bölgeye girdiniz burası atış alanı dediler'' o zaman kim olduklarını anladık. Bunlar askerlerdi ve biz askeri bir bölgeye girmiştik ama hala atış alanı sözcükleri tam olarak anlam kazanamamıştı . Biz Ağvaya gidiyoruz buradan geçmeden gidemeyiz ki gibi bir şeyler geveledim ve ne atışı diye sordum. FÜZE atışı dedi zodiac'takilerden birisi ve ekledi tam gaz yola devam edin ve sakın geri dönmeyin. Aman allahım gaza bir yüklendik ve arkamıza bakmadan bir kaçtıkki sormayın. Sırtımızdan aşağı buz gibi terler dökerek ve niçin Şile limanı çıkışında bizi uyaracak bir görevli tekne olmadığını anlamaya çalışarak.

Ayşeden hedef olduğunu geç te olsa anladığımız şeyin fotografını çekmesini istedim. Korkusundan uzun süre reddetti . Bizi yakalar askeri sırların fotografını çekiyorsunuz derler dedi.En sonunda çaktırmadan çekmeyi denediğinde ise sonuç yukarı da gördüğünüz gibi oldu. Silik soluk bir görüntü.

İşte nasıl yani dedirten olayın öyküsü bu.
Posted by Picasa

Türkeli'den Aklimana


Türkeli barınağından sabah 6:30 da çıktık. Çıkarken saate bakınca barometrenin gece boyu sürekli 1016 ya kadar düşmüş olduğunu farkettim. Tam çıkışta motoru boşa alıp bilgisayarı çıkartıp limandab uzaklaşmadan bir kez daha hava durumuna baktım. Herşey dün akşam baktım gibi idi olağanüstü bir durum görünmüyordu. Zaten bu arada barometrede yukarı doğru çıkmak istediğinin sinyallerini vermeye başlamıştı. Bu işlem 5 dakikamı aldı ama içim rahatladı.

Hemen çıkıştan sonra 70 dereceye dümen tutup bir saat yol alarak Türkeliden 3.5 mil sonra Helaldı barınağını ondan 3.5 mil sonrada İstefan burnu ve barınağını biraz açıktan geçtik.

İstefan burnu ile İnceburun arasını niyetimiz biraz içe kıvrımlı geçerek herhangi bir aksilikte tam ortada yer alan Gebelit çay ağzına girmekti. Ama öyle yapmak yerine direk 65 dereceye dümen tutarak 6-7 mil açıktan bir seyirle 3 saat 4o dakika sonra İnce fenerinin önüne düştük.

Yol boyu bizi rahatsız edecek bir hava esmedi. Sadece Ayancık açıklarından geçerken ayancık çay ağzından dışarı güney batı gibi esen rüzgar bordadan yediğimiz dalga yaptı. Zaten bu dalga ve rüzgar 1 saat bile sürmedi.


Ülkemizin en kuzey noktası olan ince burun fenerini bulduktan sonra güney doğuya doğru dönerek ince burun kıyılarındaki enteresan cografi yapıyı ve mağaraları inceleyerek çok ağır yolla güzelim Hamsaroz koyuna girdik ve demirledik.

Burada biraz denize girip,
tüm yolculuğumuzun en ciddi etaplarından biri olan İstefan-İnceburun etabının yorgunluk ve stresini attık. Yemeğimizi yedik ve demir alarak Akliman koyuna girdik.

Tüm karadeniz sahilinin küçük tekneler için bence en korunaklı ve yapay olmayan limanı olan Akliman çarpıcı güzelliği , huzuru, yeşili ve sakinliği ile bizi bir kez daha kucakladı. Bizde yolumuzu tamamlamadan önceki son geceyi burada geçirmeye karar verdik.
Posted by Picasa

Hamsaroz ve Akliman


Hamsaroz koyu (şimdilerde hamsilos diye yeni isim taktılar nedendir bilinmez) Cidedeki Güderoz koyu gibi bir koy. Güderozdan biraz daha küçük ama girişi dış denize tamamen kapalı ve çok daha iyi korunma sağlıyor. Ayrıca yaklaşık 400-500 m çapı olan dairesel yapının güney batı ucunda deniz bir çay gibi daralarak yaklaşık 1 km kadar içeri giriyor.


Akliman ise çok daha büyük bir liman. Girişindeki iki adası koy dibindeki plajı, iskele ve piknik alanları ile çok daha fonksiyonel bir bölge.

Alt üç fotograf limanın içindeki eski sazlık alanı gösteriyor.
Benim çocukluğumda bu geniş havuz sinek yuvası olan sazlıklar ile kapalı idi. Daha sonra çok akıllıca bir karar ile bu sazlık alanı temizleyip derinleştirdiler ve balıkcılar ile amatör teknelerin kullanabileceği muhteşem bir barınak oluştu. Üstelik 1 gram beton dökmeden, kaya dolgu kullanmadan.

Bir gece burada kalıp yarın yola devam ediyoruz. Sadece 12 mil yolumuz kaldı..

Posted by Picasa