Yazı büyüklüğünü değiştirmek için  + + + + +

23 Haziran 2009 Salı

Şileye selam yola devam


Nasıl oldu ise Eşek adası bundan önceki raporun sonunda olmasına rağmen bu raporun başına da gelmiş oturmuş. Durup dururken Eşek adası dememişler demek.


Şileye kadar geri kalan 19 mili Eşek adasından sonra açıktan gelip bize katılan ve sonra bizi geçen 14-15 metre boylarında yelkenli bir tekne ile beraber gittik. Lodos hafifledi biz onu geçtik. Lodos kuvvetlendi o bizi geçti. Aramızdaki mesafe 500-600 metreyi hiç geçmedi. En son Şileye girerken bir depar yaptı ve finişh çizgisini bizden hayli önde göğüsledi.

Baktım baktım imrendim. Biz mazot yakarken o bedava gidiyordu. Biz arkadan gelen dalgaların üstünde bir yukarı bir aşağı inip çıkarken o yelkenleri ve salması sayesinde neredeyse hiç sallanmıyordu. Birde bizi geçmezmi ? Hem imrendim hem fıtık oldum ama yinede motorun devirini yükseltip hile yapmadım.


İkinci fotograftaki kayalıklar nedir bilemem ama çok ilginç ve güzeldiler ve Sahilköy denilen bir yerde Şileden 4 mil ilerde idiler.


Son fotograf Şile burnundaki kayalıkların ve kulenin. Limanın hiç fotografını koymadım ama aslında Şile limanına saat 2:40 da girdik. 24 mil olan Poyraz limanı Şile yolu Riva için 10 dakika düşersek 3.5 saat sürdü.

Limanda bir şamandıraya bağlandık. İnternete girip hava durumunu, yakıtı yağı vb. kontrol ettik , sineklere saldırıya geçtik. Ayşe bir kısmını telef etti bir kısmını kovaladık ve Şileye bir selam çakıp yola devam etmeye karar verdik..

Posted by Picasa

Karadenizde ilk etap Riva deresi


Saat tam 11 de marş bastık ve Poyrazlimanından ayrıldık bedenen ve ruhen dinlenmiş olarak. Kendimizi huzur içinde ve olabildiğince dikkatli bir şekilde karadenizin şevkatli kollarına emanet etmiştik artık.

Lodos hakikaten hatırı sayılır bir şekilde esiyordu. Anadolu fenerine kadar biraz kemere ile iskele kıç omuzluk arasından dalga aldığımız için sallandık. Ancak fener burnunu geçipde biraz daha fazla doğuya döndüğümüzde rahat bir seyire geçtik. Lodos Ağvaya kadar yol boyunca yardımcı oldu desem yeridir. Bizim motor 2500 devirde normal olarak 6 mil yaparken lodosun omuz vermesi ile hızımız zaman zaman 7 mile ortalamada 6.5 mile kadar çıktı.

.
Poyrazköye 5 mil mesafede olan Riva deresi ağzına çok kısa bir sürede geldik. Riva deresinin girişine iki taraflı çok güzel anroşman dökmüş ve çay ağzında kum birikmesini engellemişler. Rahatca içeri girdik ve yaklaşık 500 m kadar gittik ve köprüden geri döndük. Bizim gittiğimiz yere kadar derinlik 1.5 metrenin altına hiç düşmedi. Yani çok daha ileri gidilebilir sanıyorum.

Riva deresi köprüsünün ayaklarının bir nevi rıhtım gibi kullanılıyor olması hoşuma gitti fotografladım. Bu şekilde bağlayan en az 15-16 tekne var. Kendilerine göre bir düzen kurmuşlar. Su kesimi nispeten fazla olan tekneler kıyıya bordalayamadıkları için. Köprünün ayaklarına eski araba lastıkleri bağlamışlar oraya bordalıyorlar. Karaya da küçük botlarla gelip gidiyorlar.

10-15 dakika kadar adı dere ama kendi iri bir çay olan Riva içinde vakit geçirdikten sonra tekrar dışarı çıkıp yola kaldığımız yerden devam ettik. Daha sonra buradan tekneye 30-40 kadar kaçak yolcu binmiş olduğunu ayak bileklerimizi ısırmaya başladıklarında anladık.

Nalet karasinekler hem Şileye kadar beleş seyahat ettiler, hem de bizi arsızca ısırıp durdular ne yapsak kurtulamadık.

En alttaki fotografta görülen ada, Rivadan hemen sonra iskelede bırakarak geçtiğimiz Eşek adası (söz meclisten dışarı).

Posted by Picasa

Poyrazköy'de lodos esermi ?


Hemde nasıl eser.. 23 Haziran Salı sabahı havanın eseceğinden hemde 5 kuvvetinde lodos eseceğinden haberimiz vardı. O yüzden erken kalkmak için bir çaba sarfetmedik. Zaten dünden kalma tekne temizliği ve yeniden düzen tertip yapma yorgunluğu vardı. Sonuçta 8:45 e kadar paşalar gibi uyuduk.

Kalkınca köpekleri alıp doğru tepedeki meşhur ıhlamurlu kahveye tırmanıp demli çayların eşliğinde sıcacık kaşarlı ve zeytinli poğaçalar ile nefis bir manzaraya karşı nefis bir kahvaltı yaptık.

Kahvaltıdan sonra köyün manavının daha da tepedeki yerini öğrenip sarımsak ve patlıcan peşinde manavı aramaya koyulduk. İyiki öyle yapmışız. Manavda domates ve hıyardan başka birşey bulamamamıza rağmen geçtiğimiz yollardaki manzara bir kamyon patlıcandan bile daha fazla makbule geçti.

Çok eski olduğu belli , kenarları demir korkuluklu ve bir yay gibi dönen yüksek köprünün kendisi ve üzerinden Rumeli feneri ile haşmetli Karadeniz manzarası görülmeye değerdi.

Köprünün üstünde Lodosun bize zorluk çıkarmayıp aksine yardımcı olacağına emin olarak yola çıkmak üzere limana doğru inişe geçtik. Bu sırada limanı bütünü ile gösteren birkaç foto daha çektim.

Doğal limanın büyük bölümü plaj olarak kullanılıyor. Gerçekten çok güzel kumsallar ve tertemiz bir su var.

Poyrazköy'e karadan gelmek için Beykozdan kalkan otobüsler var yaklaşık 35-40 dakika sürüyormuş. Ayrıca Sarıyer'den de dolmuş motorları kalkıp plajlara gelen yolcuları taşıyor. Motorun geliş süresi ise 45 dakika..




Poyrazköyün kış nüfusu 1100 kişi ve tamamı Rizeli. Yaz aylarında oturan nüfus 5000 oluyor hafta sonları ise plajcılarla beraber 10,000. Yukarı mahallede sebze ararken tanıştığımız ve bize 3 baş sarımsak veren teyzeye ''burada Rizeli olmayanlara ev satmıyorlarmış öylemi ?'' diye sordum şaka yollu. '' Yok uşağum oyle şey olurmi. Ama satuluk ev yokdur haçan buraya. '' dedi. Fazla söze gerek varmı kıvrak zekayı anlamak için.
Posted by Picasa

Karadeniz göründü


22 Haziran Pazartesi

Rastı Halice bağlayalı tam 20 gün oldu. Orijinal plan İstanbul'da 2 hafta kalıp yola devam etmekti ama neredeyse 3 haftayı bulduk.

Bu arada Küçük kızımız Nevayı üniversiteden 2 arkadaşı ile birlikte sıtlarında çantaları Sirkeci tren garından bir aylık bir trenle avrupayı dolaşma turuna yolcu ettik. Boğaz tehlikeli gemilere kapatılsın etkinliği yaptık. Eski iş arkadaşlarımla bir gece, Sınıf arkadaşlarımla bir gece, sanat müziği grup arkadaşlarımla bir gece buluştuk yedik içtik sohbet ettik.
19 Haziranda Büyük kızımız Kamer'in doğum gününü kutladık. Çok önemli bir ameliyat geçiren bir büyüğümüze ve onun ailesine zaman ayırıp sıkıntılarını paylaşmaya çalıştık. Hollandadan ziyarete gelen eski dostlarımıza bir gün ayırdık onlara Altınboynuzu gezdirdik Rast ile.

Başka işler , aile ziyaretleri falan deyince 20 gün su gibi aktı geçti.

Ve 22 haziran pazartesi Zeynel hocanın da yardımı ile eşyalarımızı Rast'a taşıyıp yerleşip palamarı çözmemiz saat 17 yi buldu. Bu kez arabayı Zeynel hocaya teslim ettik. O karadan Sinopa kadar getirecek. Belki yolda Kurucaşilede buluşuruz tekrar..

Hava oldukca sıcak ve güzeldi. Ama ne olursa olsun Haliç çıkışı ile beraber başlayan anaforlu çalkantı ve yoğun gemi trafiği dalgaları bize Çırağan sarayı önlerine kadar eşlik etti. Fotograf makinasının şarzı bitince boğaz geçişi sırasında Anadolu Kavağına kadar fotograf çekemedim. Ama video görüntüleri aldım. Ferah bir zamanda onları da Blog'a ekleyeceğim.

Ortaköy sonrası son derece rahat bir boğaz geçişi yaptık. Yine Yeniköyden Beykoza olmak üzere Anadolu yakasına geçtik. Ve ondan sonrası daha da rahat bir seyir ile saat tam 8 de boğazın karadeniz çıkışındaki Poyraz limanına girdik. 17 mil yolu tam 3 saatte tamamladık.Limanda fıstık gibi bir yer bulduk ve kıçtan demir baştankara bağlandık. Haliçte su deposunu dolduramamıştık. Burada 2 damacana su getirdiler su ikmalimizi de tamamladık.

Sonra Ayşe kamaranın içini temizledi ve yerleştirdi. Ben güverteyi bir güzel temizledim ve sucuk gibi terleyince kendimi denize atıverdim. Sonra Ayşe tavuklu (artık lüks bir tekne sayılırız çünkü minik portatif bir buz dolabımız var ve mesela tavuk alıp saklayabiliyoruz) acı biberli bir çin eriştesi pişirdi. Yemek ve çay faslından sonra özlediğim bu işi yapmaya koyuldum.



Yarın niyetimiz saat 10 gibi Şile istikametinde yola çıkmak. Ama Şile'yemi gideriz Ağva'yamı, Kefken'emi orasını yarınki hava ve keyfimiz bilir. Nasılsa karadeniz göründü. Nasılsa sevgili Doktor Seyir Defterinin fonundaki müziği karadeniz havasına uydurdu..

Yarın ayrıca bu çok güzel yerin fotograflarını çekip ayrı bir rapora ekleyeceğim.

Şimdilik iyi geceler.Yarın görüşmek üzere.


Posted by Picasa

Altın Boynuz ve eski dostlar


21 Haziran Pazar

Bugün Rast 1987-92 yılları arasında ITT de İstanbul ve Brüksel'de birlikte çalıştığım Hollandalı dostlarımız Nico ve Phlyis Bruin'i ağırladı


Aradan yıllar geçti iş arkadaşlığımız bitti ama dostluğumuz bitmedi. 92 den bu yana onlar Sinop'a ve İstanbula geldiler biz Amsterdama gittik irtibatı hiç koparmadık. Bu gelişleri sürpriz oldu az ama öz görüştük.

Birlikte didik didik halici gezdik. Koç sanayi müzesini gezdik.

Ve en önemlisi yabancıların Halice niçin Golden Horn dediğini tekrar gördük.

Haliç boynuz şeklinde olduğu için boynuz kısmı oradan geliyormuş. Akşam güneş batarken güneşin yüzeydeki parlamasını altın rengine benzettikleri için de Golden derlermiş..
Haklı olduklarını gördük. İyi demişler.
Posted by Picasa